Herkes Andımız’ı tartışırken… Bir de Can Yücel’in yazdığı andı hatırlayın

Herkes Andımız’ı tartışırken… Bir de Can Yücel’in yazdığı andı hatırlayın

Andımız’ın yeniden tartışmaya açılması, usta şair Can Yücel’in 1968’de TÖS tarafından Siyasal Bilgiler Fakültesi konferans salonunda düzenlenen Devrimci Eğitim Şûrası’nda okuduğu “Devrimci Eğitim Şûrası Andı”nı akıllara getirdi.

Danıştay 8. Dairesi, ilköğretim okullarında uygulanan “Öğrenci Andı“nı kaldıran yönetmelik hükmünü iptal etti.

Danıştay’ın kararının ardından yeniden “Andımız” tartışması başladı.

Zeki Sarıhan, 2013 yılında, Can Yücel’in yazdığı andı Odatv için kaleme almıştı.

“VATANIM, DİLİM, KİMLİĞİM BENİM İÇİN ANNEM KADAR KUTSALDIR”

İşte Sarıhan’ın o yazısı:

“Türkiye’de ilkokula gitmiş herkesin ezberinde olan bir “Andımız” var. Metin, Bakan Reşit Galip tarafından 1933 yılının 23 Nisan günü sabahında kızı için yazılıp eline verilmiştir.

10 Mayıs 1933 günü Talim Terbiye Kurulu’nun kararı, 18 Mayıs 1933 günü de Milli Eğitim Bakanlığı’nın bir genelgesi ile

Türkiye’nin bütün ilkokullarında her sabah derse başlamadan önce ayakta hep birlikte söylediği

kısa bir yemin haline gelmiştir. Birkaç kuşaktan milyonlarca insan bunu bir çırpıda söyleyebilir.

Ben bu metni, çocukluğumda sevdim, şimdi de seviyorum. Türk olduğumu söylerken Kurtuluş Savaşı ile onur kazanmış,

kimsenin kölesi, kulu olmayan bir milletin bireyi olduğumu düşünürüm.

Reşit Galip’in de bu duygu ile yazdığını sanırım. Vatanım, dilim, kimliğim benim için annem kadar kutsaldır.

Belki benim çocukluğumda söylenmediği, 1972’de eklendiği için bu metnin sonundaki “Ne mutlu Türk’üm diyene” cümlesi ile

“Ey büyük Ata…” diye başlayan kısmı gereksiz bir uzatma gibi gördüm.

Gerçekten de bu kısım, Atatürkçülüğün halkçılığa karşı bir dalgakıran gibi kullanılmak istendiği bir askerî darbe sonucunda metne eklendi.

O tarihlerde Mamak Askeri Tutukevi’nde, 1 Numaralı Sıkıyönetim Mahkemesi’nde birçok

devrimci gençle birlikte yurdumuzu, ulusumuzu canımızdan çok sevmemizin hesabını vermekle meşguldük.

Fakat beni asıl mest eden Ant’taki Türk olduğum ibaresi değil. O sanki söze giriş için söylenmiş.

Asıl benim doğru, çalışkan olduğumu, küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak gibi bir ilkem bulunduğunu,

yurdumu ve budunumu (budun sözcüğü sonra ulus’la değiştirilmiştir) kendimden çok sevdiğimi,

yükselip ileri gitmeyi ilke edindiğimi, varlığımı Türk varlığına armağan ettiğimi anlatan ibareleridir.

Bunların “büyüyünce öyle olacağım” anlamına geldiğini sezerdim. Devrimci düşüncelerle tanıştıktan sonra da metindeki “Türk” sözünden geniş halk yığınlarını anladım.

Yoksa soyguncu, işkenceci, vatan satıcısı Türkler için verecek bir canım olamazdı.

Aksine onların iktidarına son vererek Türkler olarak bağımsızlığa, refaha, hakça paylaşıma, barışa kavuşacaktık.

Kısacası: Yurdumuzu yükseltmek için hepimiz çok çalışmalıydık. Allah şahittir: Galiba öyle de yaptık ve yapıyoruz. Andımıza bağlıyız.

Gerçi Ant’ın 1933’teki ilk metninde de benim ideallerimin hepsi değil, bir kısmı yazılıdır.

Ben ulusalcıyım, (milliyetçi değil), fakat aynı zamanda halkçı bir insanım.

Yurdumun emekçiler tarafından yönetilmesini, sömürünün sona ermesini isterim.

Ant’ta bu ideal bulunmaz. 1930’lar Türkiye’sini yönetenlerin sözlüğünde 1920 solculuğundan kalan bir

“Halkçılık” ilkesi bulunmakla birlikte bu kavram anlam aşımına uğramıştı ve milliyetçilikle aynı anlamda sayılıyordu.

CAN YÜCEL’İN KALEMİNDEN DEVRİMCİ EĞİTİM ŞURASI ANDI

1960’tan sonra Türkiye’de devrimci hareket olağanüstü bir gelişme gösterdi. Öğretmenlerin devrimci kuşaklar yetiştirmesini istiyorduk.

Buna uygun bir Andımız olmalıydı. 1968’de TÖS tarafından Siyasal Bilgiler Fakültesi konferans salonunda düzenlenen

Devrimci Eğitim Şûrası’nda Ankara Yüksek Okullar Talebe Birliği delegesiydim.

Bir ara Can Yücel’le birlikte oturuyorduk. Ona yeni bir andımıza gerek olduğunu söyledim.

O da, hemen orada “Devrimci Eğitim Şûrası Andı”nı yazdı. 8 Eylül 1968 günü kapanış konuşmasından sonra kürsüye çağrıldı. Ayakta, hep birlikte şu andı içtik:

“Türküm, doğruyum, devrimciyim,

Yasam iç ve dış gâvuru dışarı atmak,

Yurdumu tez elden kalkındırmaktır…

Ülküm işçiye iş,

Köylüye toprak,

Bebeye süt,

Yavruya ekmek ve kitap,

Gence gelecek sağlamaktır…

Varlığım ulusal kurtuluşumuza ve bağımsızlığımıza armağan olsun…”

 Odatv.com