Bugün Ahlak Dediğimiz Şey, İnsanın Hangi Gelişmeleri Sonucunda Meydana Geldi?

Ahlakın nereden geldiğine dair insanoğlunun dünden bugüne gelişimini anlatan yerinde bir analiz.

İnsanoğlunun tarih sahnesinde belirmesi ve sonrasında tür olarak varoluş kavgası bencilce bir süreç
sadece insan da değil elbet, ilkel bakteri de, sedir ağacı da, plankton da hayatta kalma ve kendini çoğaltma derdinde. var oluşuna bir amaç isnat edemese de, madem varım o zaman hayatta kalmalıyım diye şu an uydurduğum bir benzetme, dna’nın bu temel eğilimini örneklendirmede çok da hatalı olmaz sanırım.

şu bilinmeli ki bu bencil insan, doğanın terörü karşısında ancak topyekün birlik olarak ayakta kalabildi, tabi buna ayakta kalmak derseniz. bu yüzden şehirlerde yaşıyor, yalnızlığı bir rahatsızlık olarak kavramlaştırıyoruz. şehirden uzakta yaşamak isteyene tarzan diyip film çekiyor ve soyutlanmak isteyen insanlara türlü dissosiyatif tanılar koyuyoruz.

her şeyden gayrı bir sebep aramaya lüzum yok: “acziyet sürüyü zorunlu kıldı”
ormanda yangın çıktı hep beraber karşı koyuldu, sel geldi beraberce set çekildi, organize oldu kıtlığa boyun eğmedi, ayı saldırısını gücüyle değil sosyal zekasıyla savuşturdu vs.
zaten sürüden ayrılan ayakta kalamadı, sürünün bekâsına göz diken de sürüden dışlandı, tüm tehditlerden tenzih edildi. sürü izole, kompakt ve adeta tek vücut olmalıydı ki efektif olabilsin.

ve birey, bir noktadan sonra benliğinden daha fazla bu kolektif yapıyı önemser hale geldi, zira toplumun muhtemel bir yitimi açıkça kendisinin de sonunu getiriyordu. tüm bu sürecin temelindeki ana güdü bireyin hayatta kalma arzusundan ibaret olsa da, bu motivasyon nihayet empati denilen bir yeteneği var etti ve geliştirdi. çağlar boyunca geliştirdiğimiz veya uyarladığımız hiçbir marifetimiz yoktur ki empati kadar önemli olabilsin, türün kaderini bu kadar belirleyebilsin.

resmini bu kabiliyetin çizdiği yaklaşımlarımız binlerce sene içerisinde gelenekselleşti, kanunlaştı, kuramsallaştı ve çok sonraları da yazılı maddeler halinde topluma dayatılarak sübjektif algılanma riski minimize edildi. yerleşik hayat daha fazla benimsendikçe, topluluklar ve sosyal yapılar daha girift yapılara büründükçe bu elemanların tutkalı olan toplumsal refleksler de o ölçüde karmaşıklaştı, çeşitlendi.

bu empati yeteneği önceleri “kendine yapılmasını istemediğin şeyi başkasına yapma” esasından ibaretken zamanla “kendine yapılmasını istemediğin şeyi, başkasının bir başkasına yapmasına da razı olma” anlayışına evrildi ve topluluklar çok daha otonom organizmalar haline geldi. böylece kendince haklı her “vicdan” birer kanun koyucu ve uygulayıcısı oldu. yazılı olmayan kurallar da bir o kadar öznel algılandı ve türlü çatışmalara zemin hazırladı. korkulan olmuştu, mesela birliğin varlığına tehdit olan cinayet suçu aşağı yukarı her toplumda evrensel kabul edilmişken, aslında bir tehdit oluşturmayan poligami gibi konular toplumdan topluma farklı ele alındı. kimse cinayete kurban gitmek istemiyordu haliyle ama kimi çokeşli olmak istiyor, kimi de istemiyordu. toplumun bekası için uyulması zaruri kurallar ile öznel yaklaşımlar aynı çatı altında birleştiriliyor ve komple bir paket hazırlanıyordu. daha sonraları bireysel hak ve özgürlükler denilen modern parametrelerin de katılımıyla bu eski denklemler yerine yeni dengeler kurulmaya çalışılıyordu, çalışılıyor. dünyada açlığı, hastalıkları bir kenara bırakırsak modern insanın temel sorunu da bunlardır zaten.

ancak ne kadar öznel algılanırsa algılansın, ne kadar çok çeşidi olursa olsun empati yeteneğinin önümüze koyduğu bu yeni anlayış hiçbir öğretiye, akıma, okula, göklere, kültlere, milletlere ait değil, tamamen insana ve topluma dairdir.

onların evriminin ve atalarının yaşam arzusunun eseridir.

bu tümüyle ve her çeşidiyle insanoğlunun alameti farikasıdır.

bu, 13.7 milyar yaşındaki evrenin, var bile sayılamayacak kadar kısa bir zaman diliminde ve yine var bile sayılamayacak kadar küçük ve ücra bir köşesinde belirivermiş önemsiz ve ziyadesiyle amaçsız bir türün kendini “kozmik parazit” olarak tanımlamıyor oluşunun yegane sebebidir.

işte şimdi biz tüm bu külliyata bakıp adına “ahlak” diyoruz.